| ||||
| Aile - Çocuk ve Karne Bazı aileler çocuklarının öğrenimleriyle tüm yıl boyunca sadece karnelerine bakarak, ilgilendiklerini düşünüyorlar. Öğrenim süresince çocuğun nasıl çalıştığına, hangi konularda zorluk yaşadığına dikkat etmemelerine rağmen aldıkları notlardan da hoşnut kalmıyorlar. Ailelerin asıl dikkat etmesi gereken karnedeki notlar değil çocuklarının ders çalışırken ne gibi sorunlar yaşadığıdır. Ayrıca çocuğun ruhsal durumuyla ilgilenmek yerine aldığı notları düşünmekte pek doğru değil. Notlar çocuğun öğrenmesi gerekenleri ne derece öğrendiğini net olarak göstermiyor. Çocuğun okulda aldığı iyi ya da kötü notlar onun psikolojik geleceğini de yansıtmıyor. Aileler çocuklarına aldıkları notlara göre beğenilerini sunarlarsa bu çocuğun psikolojisini olumsuz yönde etkiler. Derslerinde oldukça başarılı olmasına rağmen içine dönük, kimseyle irtibat kurmayan bir hayat yaşıyorsa aile onun öğrenimiyle fazlasıyla ilgilenmek yerine yaşadığı ruhsal durumla alakadar olmalıdır. Ayrıca çöcuğun sadece aldığı iyi notlarla takdir edilmesi onu değişik sosyal alanlardan uzaklaştırır ve okulda başarısız olduğu zamanlarda onu yoğun gerilime sokar. Aileler çocuklarına hayatta her zaman başarılı olunamayacağını, iyi giden bir durumun aniden kötü bir hal alabileceğini anlatmalıdırlar ki çocuklar bir yetişkin olduklarında karşılaştıkları güç durumlarla baş edebilsinler. Çocukların evde huzurlu bir ortam yaşamamaları, anne ve babanın tartışmaları, maddi sıkıntılar yaşanması da çocuğun okul hayatında gerekli motivasyonu yakalayamamasına yol açıyor. Okulda başarısız olan bir çocuğu hemen yargılamak yerine başarısızlığın kaynağının kim ve ne olduğu araştırılmalıdır. Çocukların kötü not almaları, okulda başarısız olmaları ebeveynler ve okul öğretmenlerinin işbirliği ile düzeltilmeye çalışılmalıdır. Ebeveynler evde çocuklarının öğrenim eksikliklerini gidermeye çalışırken, okulda öğretmenlerde bu çocukların öğreniminde daha özen göstermelidirler. Ailelerin yaptığı hatalardan biride iki ya da daha fazla çocuk sahibi olduklarında bu çocuklardan biri oldukça başarılı ise diğerinden -diğerlerinden- de aynı başarıyı beklerler. Oysa ki her insanın öğrenim hızı, yoğunluğu aynı değildir. Çocuğunuzun öğrenim düzeyini öğrendikten sonra bunu öğretmenine de aktarmalısınız ve çalışmalarınızı nu yolda yapmalısınız. Her çocuk ders çalışmak için tam olarak konsantre olamaz. Ebeveynler çocuklarının bu konuda zorluk çekip çekmediklerine dikkat etmelidirler. Böyle bir sorun varsa bu konuda eğitim görevlilerinde yardım alabilirler. Ebeveynlerin çocuklarının eğitimine özel ilgi göstermeleri ve bunu abartmaları halinde çocuklar okulda da öğretmenlerinden aynı ilgiyi ve özeni beklerler. Ülkemizde bazı okullarda sınıfların oldukça kalabalık olmaları öğretmenlerin çocuklarla tek tek ilgilenmelerini engellemektedir. Çocuklardan sürekli en iyi olanı beklemek ve onlara bu düşüncenizi yansıtmak çocukların iç dünyalarında huzursuz olmalarını neden olur. çocuğunuzun kendine olan güveninin artmasına yardımcı olun. Çocuğunuza eğitiminde ve öğreniminde yardımcı olmak istiyorsanız ona yeterli zamanı ayırmanız gerektiğini unutmayın.
__________________ ' Bu gidiş.. Dönüşü olmayan bir yok oluşun simgesidir..! |
| ||||
| Aile İçi Geçimsizlik ve Çocuk Her ailede zaman zaman yaşanan veya yaşanma ihtimali olan, eşlerin arasındaki anlaşmazlık özellikle küçük yaşlardaki çocukları etkiler. Hele ki tanık olduğu ilk tartışma çocuk için sarsıcı olabilir. Dalgınlık ve gece korkuları şikayetiyle Prof. Dr. Atalay Yörükoğlu'na götürülen 8 yaşında bir kız çocuğu, bunun iyi bir örneklerinden biri. Şikayetleriyle getirilen kız çocuğunun ailesiyle yapılan görüşmelerde; bir gece yarısı kızın, büyük bir gürültüyle uyanıp, anne ve babasının kavgasına tanık olduğu ortaya çıktı.Önce korkup ağlamış; sonra, yatırılmış ve uykuya dalmış. Tartışma bir daha yinelenmemiş. Ancak küçük kız, ilk kez tanık olduğu bu olaydan sonra, anne ve babasının her an ayrılabilecekleri korkusuyla yaşamaya başlamış, uykuya dalmaz olmuş. Her gece, 'korkuyorum' diye, anneyle yatmakta direnmiş. Kuşkusuz bu bilinçsiz davranışıyla, anne ve babanın kavga etmesini önlemek amacını güdüyordu. Bir süre önce, çok sevdiği bir arkadaşının anne ve babasının da ayrılmış olmaları, küçük kızın korkularını artırıyordu. Gerçekten eşler arasında süregiden kavgalarda, çocukların dışa vuramadıkları en önemli duyguları, anne babanın ayrılmasıyla, kendilerinin ortada kalacağı korkusudur. Ayrıca, kavgalara kendilerinin neden olduğu duygusuna kapılırlar. Aile kavgalarının önemli bir bölümünün, çocuklar yüzünden çıktığı, sonra da anne babanın kişisel kavgasına dönüştüğü düşünülürse çocuklardaki bu suçluluk duygusu daha kolay anlaşılır. Kimi evde çocuklar, anne baba kavgasının içine bile sokulurlar; yan tutmaya zorlanırlar. Haksızlığa uğradığına inanan bir anne, kızından ya da oğlundan yardım umar. Babaya karşı kendine ortak ve destek arar, hatta daha ileri giderek; kavgalarında, çocuklarından hakem rolü oynamasını bekler. Bu ise çocuğu, bir yanı kayırıp öbür yanı gücendirmek gibi bir çıkmaza iter. Her kavgasının sonunda, azarlanan ve “Uslu dursaydınız, babanız kızmaz, öfkesini benden çıkarmazdı” sözlerini işiten çocuklarda; eziklik, kırgınlık ve kendilerinin kötü olduğu duygusu yerleşir. Sanıldığının tersine bu duruma düşürülen çocuklardan çoğu sinip bir köşeye çekilmezler. Tedirginliğin ve suçlamaların sonucu olarak, daha yaramaz ve hırçın olurlar. Ne ölçüde sevildiklerini anlamak istercesine, anababanın katlanışını (sabrını) sınayacak davranışlarda bulunurlar. Çocuklar eşler arasındaki kavgaya katmanın başka tehlikeli bir yönü de, çocukların bilerek ya da bilmeyerek durumdan yararlanma yolunu seçmeleridir. Babayı anneye, anneyi de babaya karşı kullanarak istediklerini yaptırırlar. Ya da onları karşı karşıya getirerek geçimsizliğin bir kısır döngü içinde sürüp gitmesine neden olurlar. Çocuk; öfkeyi de, sevgi ve hoşgörüyü de evde görerek, yaşayarak öğrenir. Sevgi, acıma, anlayışlı olma gibi duygular, öğütlerle aşılanabilir nitelikler değildir. Ancak, annebaba örnek alınarak, yavaş yavaş geliştirilir. Çocuğun, çevresinde hep tatlı dil, güler yüz görmesi gerekir diye bir kural yoktur. İnsanca duygular olan kızgınlık, öfke gibi olumsuz duyguları da tanımalıdır. Ancak, çocuk bu olumsuz duyguların nasıl dizginlendiğini, nasıl uygarca dışa vurulduğunu da evinde öğrenir. Saldırganlığını sınırlamayan bir baba ya da öfke saçan bir anne, çocuğuna ölçülü olmayı öğretemez. Bu bakımdan, sanıldığının tersine, aile içi tartışmalarının, çocuklardan gizli yapılması önemli değildir. Çünkü bir ev içinde, çocuklardan pek az şey gizlenebilir. Çocuklar için örseleyici olan, tartışılan şu ya da bu konu değil, anababa ilişkisinin bozulmasıdır. Ancak, özel konuların, ortalıkta tartışılması da elbet sakıncalıdır. Çığrından çıkmayan, uzlaşmayla biten tartışmalar, çocuklar için öğretici ve yararlıdır. Olumsuz duyguların açıklanmasıyla ilişkinin bozulmadığını sevginin azalmadığını gören çocuğa güven gelir. Aşağılaycı suçlamalar ve dayakla birlikte sık yinelenen karı koca kavgaları çocukları örseler. Her tartışmanın kavgaya dönüştüğü, ayrılmalar ve evden gitmelerle sonlandığı ailelerde, çocukların ruhsal sağlıkları, uzun süre yerinde kalamaz. Kocanın, başka kadınlarla sürüp giden ilişkisi, aile gelirini tüketecek kadar ileri giden kumar, babanın sağlığını bozan içki, evde dirlik düzenlik komaz. Bu ortamda, çocuklar şaşkın, tedirgin ve çaresiz kalırlar. İçleri, kızgınlık, düşmanlık duyguları ve kötümserlikle dolar. Geçici ve kalıcı ruhsal sorunlar geliştirirler. Okul başarıları düşer. Erkek çocukların davranışları bozulur. Kız çocukları ise korkak, kuruntulu ve kaygılı olur. Evlilikten korkarark büyürler. Ya anne baba arasında kalır ya da birine sığınmak isterler. Yan tutmaya zorlandıkça bocalar, suçluluk duygusuna kapılırlar. Tutunacak dal kalmadığını gördükçe, güven duyguları sarsılır ve annebabanın sevgisinden kuşku duymaya başlarlar.
__________________ ' Bu gidiş.. Dönüşü olmayan bir yok oluşun simgesidir..! |
| ||||
| Ailenin Dağılması ve Çocuk Aile, çocuğun gerek kişiliğinin gelişimi, gerekse ruh ve beden sağlığı açısından büyük bir önem taşır. Çocuğun sağlıklı aile ilişkilerinden mahrum kalması, onun duygusal gelişimini etkilediği gibi, bedensel ve zihinsel gelişimine de olumsuz etkide bulunur. Anne ya da babadan birinin kaybı ve ayrılıkları demek olan dağılmış aile ortamı, bebeklik döneminde gerçekleşirse, anne–çocuk arasındaki duygusal ilişkileri azalttığından, bebeğin duygusal besiyi yeterince alamaması, onun büyüme ve gelişimini geciktirip, engelleyebilir. Bunun yanı sıra, dağılmış aile şartları çocuğun oturmak, ayakta durmak gibi motor gelişimiyle dil gelişimini geciktirebilir ve bazı konuşma bozuklukları görülebilir. Ayrıca, zihinsel gelişim gecikir. Dikkatin bir konuya toplanması konusunda uğranılan güçlük, çocuğun öğrenmesini ve akıl yürütmesini etkiler. Diğer insanlarla başarılı ilişkiler kuramaması sonucu, sosyal gelişmede gecikme ve olumsuz davranışlar görülebilir. Bunun sonucu meydana gelen sosyal tepkiler, bireyin kişiliğini etkiler ve içe dönük, bencil bir kişilik oluşturur. Ilk üç yıl içinde anne ile olan ilişkilerin çeşitli sebeplerle engellenmesi, çocuğun kişiliğinde karakteristik bir yapının oluşumuna sebep olur. Bu durumda çocukların çoğunun duygusal açıdan kendi içlerine çekildikleri ve kendi dünyalarında yaşamlarını sürdürmeye yeğledikleri dikkati çeker. Diğer çocuk ve erişkinlerle ilgili olarak, sevgi bağlarını geliştirememeleri sonucu toplumsal ilişkilerin de giderek zayıfladığı görülür Ülkemizde gerçekleştirdiğimiz çalışma sonunda, hükümlü gençlerimiizn %22’sinin parçalanmış veya eksik aileden geldikleri görülmüştür. Anne ve babasının ayrılması sonucu kekeme olan, altını ıslatan sınıf içinde uyumsuz ve başarısız olan çocuk örneklerimiz ne yazık ki çok sayıdadır. Anne ve babanın ikinci evliliklerini yapmaları sonucu, çoğunlukla büyükanne ve büyükbabaların yanında büyümek zorunda kalan bu çocuklarda çeşitli uyum ve davranış bozukluklarına rastlanmaktadır. Babasının ikinci evliliğini yapmasına rağmen, hala bu gerçeği kabullenmeyip, kendi annesiyle yeniden evleneceğini hayal eden ya da annesinin başkasıyla evlenmesini kesinlikle kabul etmeyen çocuklar, bu huzursuzlukları açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Ülkemizde son yılarda giderek artış gösteren boşanma durumunda anne ve baba, çocuğu bilerek ya da bilmeyerek kendi çekişmelerinin ortasına atmaktadırlar. Çoğu kez onu yan tutmaya, kimi zamanda arabuluculuk yapmaya zorlarlar. Bazen eşlerden biri yanlış olduğunu bile bile ötekini kötüleyerek, kendini haklı çıkarmaya, çocuğu kazanmaya çalışır. Kimi zaman anneler, çocuklarını babaya göstermeyerek öç almaya çalışırlar. Bundan, çocuğun etkileneceğini düşünmezler. Bazı durumlarda da baba, eşinin yanı sıra çocuklarıyla da bağıntıyı keserek, onları uzun süre ya da hiç bir zaman görmek istemez. Ebeveyn arasındaki rekabet, zamanla çocuğu sevme yarışına dönüşür ve ayrı eşler, çocuğu şımartma derecesinde hoş tutarak daha iyi anne ya da baba olduklarını kanıtlamaya çalışırlar. Işte bütün bu çekişme ve gerilim ortamında zaman zaman anne ve babasını çatışmasına hakem olmak zorunda bırakılan çocukta tedirginlik başlar. Önceleri kimsenin kendisini sevmediği ve düşünmediği duygusun kapılır. Ardından anne ve babanın onu sevmedikleri için ayrılmaya kalktıklarını düşünür ve kendini suçlamaya başlar. Annesini ilgisini çekmek için yaramazlık, aşırı hareketlilik ya da aslı olmayan bedensel şikayetler görülmeye başlar. Anne babadan ayrı yaşamanın ayıp bir olay olduğu düşüncesiyle ya arkadaşlarından saklar ya da yalan söyleyerek anne ve babasıyla sürekli birlikte olduğunu anlatmaya çalışır. Dağılmış aile ortamında çocuk, ancak resimlerinde kendi iç dünyasını mükemmel bir şekilde ortaya koyar. Aile resmi yaparken çocuğuna sarılmış anne ve babayı resmeder.
__________________ ' Bu gidiş.. Dönüşü olmayan bir yok oluşun simgesidir..! |
| ||||
| Anne ya da Babasını Kaybeden Çocuk Öksüz ya da yetim çocuğun davranışları, ölen ebeveynin cinsiyeti, diğer ebeveynin yeniden evlenip evlenmemesi ve başka kardeşlerin varlığına bağlı değişiklikler gösterir. Çocuğun öksüz ya da yetim kaldığı yaş, tepkilerde farklılıklara neden olur. Yaş dilimlerine göre tepkileri şöyle belirlenebilir: 7 yaş öncesinde sonuç pek ağır değildir. Çocuk çok küçüktür, ebeveynin yerine gelecek birini kabul edebilir. Eğer bu eksiklik, çocuğu uzun süreli duygusal boşluğa götürürse durum kötüleşir. 7–10 yaş arasında olay daha zor karşılanır. Çocuğun mutsuzluğu açıkça görülür. Olaya karşı çıkmak ister. Bunun sonucu olarak da gerçekten kaçma, hayallere sığınma belirtileri ortaya çıkabilir. 10 yaş sonrasında tepkiler yetişkinlerinkine benzer niteliktedir. Ebeveyninden biri ölmüş, çocuklar üzerinde yapılan bir araştırma sonuçları, problemin duygusal ve zihinsel olmak üzere iki yönlü olduğunu ortaya koymuştur. Çocuğun, yaşamında önemli yer tutan sevgi objesini yitirmesi, duygusal şoka yol açar. Bunu daha karmaşık hale getiren, çocuğun ölümün niteliğini anlayamamasıdır. Soyutlama yeteneği henüz gelişmemiştir. Iki önemli kavram olan sebep-sonuç ona yabancıdır. Bu nedenle, çocuğa açıklama yapılırken, yanlış izlenimler oluşturulabilir. Ölenlerin yok olmadığı başka bir dünyaya gittiği şeklindeki açıklamalar, çocuğa ebeveynin geri döneceği inancını verebilir. Herkesin öleceği, buna bir şeyin (hastalık,kaza vb.) sebep olacağı açıklamaları, çocukta ölüm korkusu meydana getirebilir. Ebeveynin ölüm nedenini düşünen çocuğun aklına, hataları, saldırgan davranışları gelebilir. Sonuçta, onda suçluluk duyguları oluşabilir. Çocuğun duygusal tepkileri, gelişim düzeyine, ölen ebeveyn ile olan ilişkilerine, ölüm koşullarına ve ailenin tepkisine bağlı olarak farklılık gösterir. Çocuk iki şekilde tepki gösterebilir: Terk edilmiş olma duygusu, suçluluk duygusu. Terk edilmiş olma duygusu, çocukta uyumsuzluk, yalnızlık, boşluk duyguları oluşturur. Çocuk, kendisinin ve diğer aile üyelerinin ölüp ölmeyeceğini sorar. Bırakılmışlık düşüncesi, ölen ebeveyn ile birleşme hayallerini geliştirebilir. Bu birleşme isteği ölümün bir sonuç olarak görülmesini engeller. Küçük çocuklar, ölen anne ya da babalarıyla gökte birleşeceklerini düşünürler. Gizli suçluluk duyguları, çok güç dışa vurulur. Çocukta sürekli cezalandırılacağına dair endişe vardır. Bu durum, gece korkusu ve kabuslara sebep olabilir. Bu konuda yapılan araştırma ve bulgulara göre, vakaların %13’ünde aşırı ağlama, %35’inde üzgün ve mutsuz görünme, diğerlerinde gülme, taşkınlık, gerileme davranışlarıyla, aşırı yemek yeme, dışkı kaçırma ve mastürbasyon saptanmıştır. Ölen ebeveynin cinsiyetine göre, çocuğun tepkileri değişebilir. Çocukla aynı cinsiyetteki ebeveynin öldüğü vakalarda, suçluluk duygusu hala belirgindir. Depresif belirtiler veya savunma amaçlı davranış bozuklukları görülebilir. Ölen karşıt cinsiyettki ebeveyn ise, ölenin idealizasyonu söz konusudur. Çevre tarafından ebeveynin kötülenmesi halinde, çocuk öfkelenir. Bu durum, çocuğa ebeveynin hep kendine ait kalmasını sağlar. Aynı cinsiyetteki ebeveynin ölmesi ile cinsel özdeşim sorunları ortaya çıkabilir. Ebeveynin yeniden evlenmesi önemli bir problemdir. Kız çöocuklarının üvey anneyi kabullenmemesi, onun, babasının sevgisini elde etmesini, annenin yerini almasını hoşgörmesi çok güçtür. Üvey baba daha kolay kabul edilir, çünkü anne sevgisi ile durumu düzeltmeye çalışır. Yinede erkek çocukların karşı çıkışları olabilir.
__________________ ' Bu gidiş.. Dönüşü olmayan bir yok oluşun simgesidir..! |
| ||||
| Bir Temel Yaşam Becerisi roblem Çözme“Başınızdan geçenler hep hoş şeyler olursa, cesur bir insan olamazsınız.” Mary Tyler Moore Elbette anne baba olarak, çocuklarımızın, özellikle ilk yaşlarının kontrol edemeyecekleri sorunlarla geçmesini istemeyiz, çünkü hepimiz güven duygusunun ruh sağlığı için ne denli önemli olduğunu biliriz. Fakat, tümüyle sorunsuz geçen bir çocukluk da, onları sorunlu ve adil olmayan bir dünyaya psikolojik olarak hazırlamaz. Önemli olan, çocukların ruh sağlığına zarar veren ve kendilerine olan güvenlerini yok eden sorunların niteliği ve niceliği değil ,bu sorunların üstesinden nasıl gelindiğidir. Öyleyse, çocuklarımızın karşılaştığı sorunlarla başa çıkabilmeleri için, onlara yapıcı olarak nasıl yardımcı olabiliriz? En önemli yol, elbette ki problem çözme konusunda çocuklarımıza iyi bir model oluşturmamızdır. Fakat sadece bu da yeterli olmayabilir. Anne babalar olarak çocuklarımızın bu alanda başarılı olmaları için yapacağımız çok önemli başka şeyler de vardır. Bunları şöyle sıralayabiliriz: 1. Pozitif tutumu sürdürmek Çocuğunuz problem çözme konusunda özgüvenini sık sık kaybediyor ya da siz gereğinden çok endişeleniyor veya aşırı şekilde korumacı davranıyorsanız, bunun üzerinde durmak gerekir. Aşağıdaki cümleleri tekrar ederek, içinizdeki içgüdüsel anne-babayı pozitif bir yere oturtur ve böylelikle ilk adımı atmış olursunuz: - Pozitif ve yapıcı şekilde ele alınırsa, çocuklar her duygusal travmayı atlatabilirler. - Çocuklar, sorunlarını çözerek psikolojik olarak güçlenirler. - Çocuklar problem çözme yoluyla çok değerli yaşam becerileri edinirler. 2. Yeterince müdahale etme Bebekliklerinde, doğal olarak çocuklarımızın, elbette sorunlarının neredeyse tüm sorumluluğunu üstleniriz; fakat ileri ergenlik dönemine geldiklerinde, rolümüzün, aşamalı olarak yardım ve destek gerektiğinde, danışılan bir gözlemci durumuna gelmiş olması gerekir. Bu sürecin hızı, her zaman her çocuğun olgunluğuna, yeteneğine ve yüz yüze gelinen sorunun niteliğine göre belirlenmelidir. Çocuğunuza yardım etmeden önce aşağıdaki soruları kendinize sorabilirsiniz: - Bu sorunu tamamıyla çocuğumun mu çözmesi gerekiyor, yoksa benim veya bir başkasının, sorunu çözmede üstlenmemiz gereken sorumluluklar var mı? - Bu sorunu çözmesi için çocuğumun becerisi ve deneyimi yeterli mi? - Çocuğumun bu sorunla tek başına başa çıkabilmesinde başarı şansı nedir? (Yardımcı olacağını düşünürseniz 1’den 10’a kadar notlandırabilirsiniz.) 3. Destek olma Her ne kadar arka plana çekilmeye ve çocuğumuzun kendi sorununa kendi çözümlerini getirmesi gerektiğine karar versek de, ona destek olmak gibi çok önemli bir rolümüz de vardır. Acaba çocuğunuz ilişkinizde onu desteklediğinize, sonuç ne olursa olsun yanında olduğunuza yürekten inanıyor mu? Çocuğunuza desteğinizi açıklıkla ifade edip etmediğinizi şu sorularla test edebilirsiniz: - Duygularını anlayışla karşıladınız mı? (“Sorunun, seni endişelendirdiğini / ürküttüğünü / heyecanlandırdığını görüyorum.”) - Gülümsediniz, kucakladınız ya da elini tuttunuz mu? - Gereksinim duyduğu takdirde, ona zaman ayıracağınızı söylediniz mi? - Onu önemseyip, günlüğünüze onun bu deneyimi ile ilgili bir şeyler yazıp, ona bunu gösterdiniz mi? 4. Problem çözme stratejileri öğretin “Strateji” sözcüğünü kullanmasalar da, yetişkinlerin pek çoğunun kullandıkları problem çözme yöntemleri vardır. Bunlara belki “sağduyu”, “oyunun kuralları”, “işin püf noktası” gibi isimler verilir. Ancak, hepimiz çocuklarımızın bu bilgilerle dünyaya gelmediğini unutuverir ve günlük koşuşturmada denenmiş, sınanmış bu stratejileri çocuklarımıza öğretmeyi atlarız. Bu yüzden, kullandığınız bu stratejilerin neler olduğunu bir oturup düşünün ve bunları çocuklarınıza anlayabilecekleri bir dille anlatın. ÇOCUKLARIN PROBLEM ÇÖZMEDE KULLANABİLECEKLERİ BEŞ AŞAMALI BİR STRATEJİ: Bu stratejide çocuğun bir problemi hem kendine güvenerek, hem de başarıyla çözebilmesi için beş önemli aşama vardır: 1. KONUŞMA “Sorununuzu paylaşırsanız, sorun bir bütün olmaktan çıkıp yarıya iner.” Çocukların çoğu ya sorunlarını başkalarına hissettirmez ya da farklı biçimlerde dışa vurur. (Örneğin, küçük kardeşini dövmek, yatmak istememek ya da başkalarının eşyalarına zarar vermek vb.) Bu nedenle, atılacak ilk adım, kendilerini üzen ya da endişelendiren konuyu, çok güvendikleri biri ile konuşabilmelerini sağlamaktır. Çoğunlukla bu kişi anne ya da babadır, fakat sorun anne-baba ile ilgili ise sorunu bir başkası ile konuşması için teşvik edilmelidir. 2. DÜŞÜNME Bu aşamada çocuğa, herhangi bir önlem almadan önce, sorununu tüm ayrıntılarıyla düşünmesi gereği hatırlatılır. Düşüncelerini netleştirmesi ya da yeni fikirler üretmesi için önerilebilecek yöntemler: - Resim yapmak, - “İyi” ve kötü” şeyler listesi hazırlamak, - Sorun hakkında farklı biçimde biten öyküler yazmak, - Fikir jimnastiği yapmak. 3. HAREKETE GEÇME “İyi formüle edilen bir problem yarı yarıya çözülmüş demektir.” Bu aşamada çocuğunuzun aşağıdaki noktalara dikkat ederek hazırlayacağı, uygulamaya yönelik bir eylem planı yapmasına yardım ediniz: · Uzun süreli hedef – Bu noktada unutmamanız gereken husus, seçilen hedefin başarıya ulaşma olasılığının olması ve sürenin gerçekçi olmasıdır. Bu, istenilen hedefin kısa ve net özetidir. · Kısa süreli hedefler – Hedeflerin saptanması çok önemlidir; çünkü küçük adımlarla işe başlanırsa, eylem planını sürdürme olasılığı artar. Hedeflerin çok somut olmasına gayret edilmeli ki, başarı gözle görülebilsin. 4. DENETLEME Çocuğun işine gereğinden fazla karışmanın sonuç üzerinde istenmeyen etkileri olur. Bu nedenle, bir gözden geçirmenin yararlarından söz ettikten sonra, çocuğunuzla oturup ne tür bir kontrol mekanizmasının daha yararlı olacağı konusunda konuşun. Bu konuda bir başkasının yardımını istiyorsa (arkadaşı, öğretmeni yada anne veya babası) eylem planının bir parçası olarak, bu kişiyle sürekli iletişim halinde olasını sağlayın. Ayrıca, kendi kendine denetlemesi için onu teşvik edin ve bu konuda önerilerde bulunun. (Örneğin, günlüğüne not alabilir, yatak odasının duvarına bir grafik hazırlayıp asabilir vb.) 5. ÖDÜLLENDİRME Bu aşamada problemini çözebildiği için çocuğun ödüllendirilmesi gerekir. Fakat, bundan daha önemlisi, yavaş ilerleme kaydediyorsa veya başarısız olduysa bile, gösterdiği “çaba” için onu ödüllendirmeyi unutmayın. Ödüllerinizi hazırlarken, amaca uygun olmalarına dikkat edin ve abartmayın. Pek çok çocuk için anne-babalarıyla geçirecekleri birkaç özel saatin çok büyük önemi vardır. Bir başka ödül, çok istediği bir şeyin satın alınmasına yapacağınız maddi katkı olabilir. Beş Aşamalı Stratejinin Uygulamasıyla İlgili Birkaç Örnek Problem1: Yalnızlık ve antisosyalleşme 14 yaşında bir kız çocuğu, en sevdiği arkadaşıyla kavga edip, ondan ayrılmak zorunda kalmıştır ve giderek herkesten uzaklaşmaktadır. Konuşma Anne-baba ya da yakın bir arkadaşı konuşmasına yardımcı olup, kızgınlığını dışa vurmasını, hatta ağlamasını sağlayabilir. Çocuk artık hiçbir yere gitmek istemediğini, çünkü arkadaşını yeni arkadaşlarıyla görmekten korktuğunu itiraf eder. Düşünme Bu aşamada konuştuğu kişiyle birlikte: - bu kızla olan arkadaşlığı konusundaki tüm iyi ve kötü şeyleri bir liste haline getirebilir, - şimdi ne tür bir arkadaşlığa gereksinim duyduğunu düşünebilir, - okulda ya da çevresinde arkadaşlık etmek istediği başka kişilerin olup olmadığını düşünebilir, - Arkadaşlık etmek istediği kişilerle nasıl arkadaşlık kurabileceğini düşünebilir. Harekete geçme Uzun süreli hedef: Gelecek döneme kadar yeni arkadaşlar edinmek Kısa süreli hedefler: - haftada bir kez dışarı çıkmak, - kendini iyi ifade edebilme konusunda çalışmalar yapmak, - dönem sonundaki partiye kadar cesaret toplamak. Denetleme Bir ay içinde konu ile ilgili tekrar konuşulması ve durumun gözden geçirilmesi. Ödüllendirme Dönem sonu partisi için alınacak yeni bir giysi. Problem 2: Gözlük taktığı için alaya maruz kalma 8 yaşında bir kız çocuğu, gözlük takmaya başladıktan sonra giderek utangaçlaşmış ve dışarıya çıkma konusunda isteksiz davranmaya başlamıştır. Konuşma Gözlük takma konusundaki duyguları hakkında konuşurken, gözlüğüyle sınıftaki çocukların sürekli alay ettiği ortay çıkar. Düşünme Anne-baba ona şu şekilde yardım edebilir: - önce kendisiyle alay eden çocukları tek tek hatırlamasını sağlamak ve daha sonra kendisiyle alay etmeyen çocukların sayısının daha fazla olduğuna dikkat çekmek, - gözlük takan insanların bir listesini yapmak, - bu insanların, kendileri ile alay edildiği takdirde yanıt olarak neler söyleyebileceğini düşünmek. Harekete geçme Uzun süreli hedef: Gözlüğünü yılbaşına kadar aksatmadan takmak ve kendisi ile alay edenleri umursamayacak kadar cesur bir insan olmaya çalışmak. Kısa süreli hedefler: - Kendisi ile alay edenlere yanıt vermek için en kısa zamanda çalışmalara başlamak (örn. Anne-babayla alıştırma yapmak), - gözlükleri olan küçücük bir ayı alıp cebine koymak ve böylelikle daha cesaretli davranışlarda bulunmak (ya da başucuna gözlüklü bir ayı resmi çizmek), - gelecek hafta içinde daha uzun süre gözlük takmak, - bir ay içinde alaylarda bir azalma olmazsa, anne ya da babanın alay eden çocukların öğretmenleri ile konuşması. Denetleme - Birisi alay ettiği zaman anne ya da babayla konuşulacak, - Gelecek ay içinde gözlüğü taktığı, fazladan her bir saat için kumbarasına para atılacak. Ödüllendirme Bir ay sonra anne ya da baba kumbarasındaki parasını iki katına çıkaracak ve çok istediği özel bir şeyi satın alacak. Problem 3: Başarısızlık 10 yaşındaki bir erkek çocuğunun karnesi çok kötüdür ve çocuk bu duruma çok üzülmekte ve özgüvenini kaybetmiş gözükmektedir. Konuşma Anne-babanın yaptığı konuşma sonucunda kendisini ağabeyinin yanında çok yetersiz gördüğü ortaya çıkar. Düşünme Anne- baba bu aşamada şu konularda yardımcı olabilir: - “En iyi” ve “en kötü” anlarının listesini yapmak - Başarı konusunda ilk kez kendine güvenini kaybetmeye başladığı anı not etmek. Bunun belli bir olaya bağlı olup olmadığının gözden geçirilmesi (Örneğin, ağabeyinin ortaokula başlaması, annesinin iş değiştirmesi, okulda futbol takımına seçilmemesi vb.) - Başarılı ve başarısız olduğu dersleri not alıp, başarıların nasıl elde edildiğini ve başarısızlıkların nasıl başarıya dönüştürebileceğini belirlemek, - Farklı öğretmenlere karşı çocuğun performansına ve duygularına göz atmak Harekete geçme Uzun süreli hedef: İlk yazılı ve sözlülere kadar notlarını %5 oranında yükseltmek. Kısa süreli hedefler: - Ağabeyiyle yarın konuşup matematik konusunda ondan yardım istemek - Hafta sonunda yeni bir ev ödevi çizelgesi yapmak - 6 tane başarısını liste halinde hazırlayıp, yatak odası için bir poster hazırlamak ve daha sonra yeni başarılarını, eskilerinin altına eklemek - Annenin ya da babanın çocuğun öğretmeni ile görüşmesi Denetleme - Her cumartesi kahvaltıdan sonra yaptığı ilerleme hakkında konuşup postere yeni başarılarının eklenmesi - 4 hafta içinde anne-babanın öğretmenle tekrar görüşmesi Ödüllendirme - Ailece (ağabeyin de katılacağı) sevilen bir parka ya da bir futbol maçına gitmek “Problemler, nasıl başa çıkacağınızı bilirseniz, iyiye kullanabileceğiniz fırsatlardır.” Henry J. Kaiser MEF Reh. ve Psk. Dan. Bir. Yararlanılan Kaynaklar: · Gordon, Thomas. Aile İletişim Dili, Sistem Yayıncılık, İstanbul, 1996. · Lindenfield, Gael. Kendine Güvenen Çocuk Yetiştirme,HYB Yayıncılık , Ankara, 1997. · Gander, Mary J. et al. Çocuk ve Ergen Gelişimi, İmge Kitabevi, Ankara, 1998
__________________ ' Bu gidiş.. Dönüşü olmayan bir yok oluşun simgesidir..! |
| ||||
| Çocuğa Ölümü Anlatmak 2-3 yaş çocuğu ölümü uzun bir uyku olarak kabul edip, ölenlerin yerden uyanacağını düşünürken, 4-5 yaşından itibaren ölüm gerçeğini kabullenme başlar. Bu durumda da terk edilme duygusu sebebiyle, ya ölen ya da kalan ebeveyn suçlanır ve yalnız kalma korkusu olaşabilir. Ölüm, çocukla iletişim kurulabilen andan itibaren saklanmamalı, gerçek ona anlatılmalıdır. Bu açıklama kuşkusuz yaşa göre farklılaşır. 4-5 yaş çocuğuna, hayvanların ve bitkilerin doğup, büyüyüp, yaşlanıp yok olduklarından yola çıkarak açıklama getirilebilir. İlkbaharda yeşeren yaprağın sonbaharda sararıp düşmesi gibi her insanın da yaşlandığında ölebileceği anlatılmalıdır. Ölüm sebebiyle aşırı koruyucu bir yaklaşım yerine, eski ilişkiler aynı çizgide sürdürülmeli, çocuğun boş zaman faaliyetleri artırılmalı, kaybolan ebeveyn modelinin yerini bir süre için teyze, amca gibi yakın bir akraba üstlenmelidir.
__________________ ' Bu gidiş.. Dönüşü olmayan bir yok oluşun simgesidir..! |
| ||||
| Çocuk ve Cinsellik Konuşmaya ve çevresini tanımaya başlayan çocukların inanılmaz meraklarıyla her aile karşılaşır. Dünyayı tanımak için oldukça heyecanlı olan çocuk gördüğü her şey hakkında bilgi edinmek ister. “Bu nedir, peki ne işe yarar?” en çok sorulan sorulardır. Çocukların gelişimlerin tamamlayabilmeleri için sorulan tüm soruların cevaplandırılması gerekmektedir. Yaşamı tanımaya başlayan çocukların ilgi alanları da genişlemeye başlar. Bununla birlikte ülkemizde pek çok aile bireyinin çocuklarıyla konuşmaktan kaçındığı cinsel sorular sorulmaya başlar. Çocukların gelişimini en iyi şekilde tamamlamaları ve sağlıklı cinsel hayata sahip birer yetişkin olabilmeleri için gerekli cinsel eğitimi almaları gerekmektedir. Anne ya da babasına cinsellik hakkında sorular yönelten çocuk gerekli cevapları alamadığında ve ters bir tepkiyle karşılaştığında, merakını değişik yollarla gidermeye çalışacaktır. Bilgili ve sağlıklı çocuklar yetiştirmek için çocuğun sorunlarının ilk olarak ebeveynler tarafından giderilmeye çalışılması gerektiği unutulmamalıdır. Küçük yaştaki çocukların en çok merak ettikleri dünyaya nasıl geldikleridir. Anne ya da baba bunu çocuğuna anlayabileceği şekilde anlatmalıdır. Henüz okul çağına gelmemiş bir çocuğun bu sorusunu yanıtlamak çok zor olmaz. “Çocuklar anne karnında oluşurlar, dışarda yani anne karnının dışında yaşabilmesi için burada yeteri kadar gelişmesi gerekmektedir, bu da 9 ay kadar sürmektedir.” Bu yaştaki çocuklar genelde bu kadarlık bir cevapla yetinebilirler. Anne ya da baba çocuklarının sorularını yanıtlarken oldukça normal davranmalıdırlar. Özellikle anneler doğum sırasında yaşadıkları zor anları anlatmamalıdırlar. Çocuk bundan olumsuz yönde etkilenebilir. Evde iki farklı cinsiyette çocukların olması soruların farklılaşmasına neden olur. Örneğin kız çocuk: ” Benim neden kardeşimin ki gibi şeyim yok? “ diyebilir. Bunun en güzel yanıtı kızların dünyaya çocuk getirebilmeleri için organlarının böyle olması gerektiği olacaktır. Okul çağına gelen çocuk kadınların karınlarında bulunan çocuğu nasıl dışarı çıkarttıklarını öğrenmek isteyecektir. Çocukların anlama kapasitelerini zorlamadan yanıt vermek gerekir. Bunun içinde, kadınların cinsel organlarında karınlarında bulunan çocuğun dışarı çıkabilmesi için bir delik olduğu ama bu deliğin idrar yapılan delik olmadığı belirtilmelidir. Sorular her zaman sorulur ve en son olarak ailelerin asıl nasıl anlatacaklarını bilemedikleri için yanıtlamaktan çekindikleri soru olan çocuğun nasıl anne karnına girdiğidir. Küçük yaşta olan çocuklara anne ve baba birbirini çok severlerse bir çocukları olur şeklinde iletilebilir. Ama okula gitmekte olan bir çocuğa en güzel yolla anlatmak gerekir. Birbirlerini çok seven anne ve babanın sıkıca birbirlerine sarıldıklarında oluşan büyük sevgi ile babanın cinsel organının anne cinsel organına girdiği ve kendisinde bulunan oldukça küçük olan kuyruklu topları annede bulunan minik yumurtalara göndermesi şeklinde açıklanabilir. Çocuklara verilen cinsel bilgiler için çok erken davranmak ya da bunun için daha zaman var diyerek uzun süre beklemek doğru olmaz. Çocuğunuz size bu konularda hangi evresinde, sorular soruyorsa ona anlayabileceği şekilde uygun bir tavırla bunları anlatmalısınız. Cinselliğin kötü ve konuşulması yasak olan bir şey olduğu inancını onda uyandırmamalı ve onu bu konuda asla korkutmamalısınız. Ailesi tarafından bilinçli bir cinsel eğitim gören çocuklar sağlıklı cinsellik yaşarlar. Özellikle de ebeveynlerine yönelttikleri soruların önemsenerek cevaplandığını bilmek çocuklarda anne ve babaya karşı güven duygusu oluşturmaktadır.
__________________ ' Bu gidiş.. Dönüşü olmayan bir yok oluşun simgesidir..! |
| ||||
| Çocuk ve Korku Çocuk yaşta ortaya çıkan korkuları düşündüğümüz zaman, genellikle hepimizin kafasında başka şeyler oluşur. İlk aklımıza gelenler arasında okul korkusu, karanlık korkusu, yalnız kalma korkusu, anneden ayrılma korkusu, yabancı korkusu bulunur. Bu listeyi tabii ki daha da uzatmak mümkündür. Öncelikle belirtmek gerekir ki, korku normal gelişimin bir parçasıdır ve kişinin kendini tehlikelerden sakınmasını sağlar. Korku, bebeklikten ergenlik dönemine kadar, sıkça rastlanan bir durumdur, öyle ki araştırmalar, çocukların yüzde 90’ında gelişimlerinin bir döneminde herhangi bir şeyden korktuklarını göstermektedir. Bu nedenle çocuklardan kayıtsız, şartsız korkusuz olmalarını beklemek çok gerçekçi olmaz. Fobiler: Öncelikle korku ve fobileri ayırmakta yarar vardır. Bir korkunun fobi olarak adlandırılabilmesi için şu ölçütlere uyması gerekir: · Çocuğun yaşadığı korkunun, durumun verileriyle orantısız şekilde büyük olması, örneğin parkta bir kez bir çocuğun salıncaktan düştüğünü gördüğü için hiç salıncağa binememek gibi. · Çocuğun açıklamalarla ikna olmaması · Çocuğun isteminin dışında aşırı derecede korkması · Korkulan durumdan bilinçli olarak sakınması Fobi uzunca bir süre devam eder ve herhangi bir yaş dönemine özgü değildir. Fobilerin bazılarında, bu duruma neden olan bir olay saptanabilirken, bir çoğunda böyle bir olayı saptamak mümkün değildir. Korkular: Bazı korkular, belli yaş dönemleri için normal sayılır. Örneğin, bebeklik döneminde yüksek sesten ve fiziksel desteğin aniden yitirilmesinden korkulması doğaldır. Bebeğin yaklaşık 8. ayda geliştirdiği ve bir – bir buçuk yıl kadar sürebilen yabancı korkusu da normal kabul edilir. Çocuğun beş yaş civarında geliştirdiği; örneğin, cadı, canavar gibi birtakım hayali figürlerden korkması da ruhsal gelişimi için beklenebilir bir durumdur. Burada dikkat edilmesi gereken nokta, bazı korkuların belli yaş dönemlerinde ortaya çıkabilecekleri, ancak bu korkuların bir süre sonra ortadan kaybolmalarının da gerekli olduğudur. Örneğin, 6 yaşındaki bir çocuk hala yabancılardan korkuyorsa, bu üstünde durulması gereken bir durumdur. Korku tepkisi nasıl gelişir? Bebeğin anneye bağlanmasının en önemli nedenlerinden birisi, annenin bebekteki korkuyu azaltma kapasitesidir. Bebeklik ve erken çocukluk döneminde, yeni bir durumla karşı karşıya kalındığı zaman, çocuğun göstereceği tepkide annenin tepkisi çok belirleyicidir. Çocuk, örneğin ilk kez bisiklete binmeyi öğrenecekken annenin yüzündeki ifadeyi ve davranışlarını inceler. Eğer anne, çocuğa destek veriyorsa ve onun gittikçe kendine güven kazanmasını ve bağımsız olmasını sağlıyorsa, çocuk bisiklete binmeyi zevkli bir durum olarak algılayacak ve bütün dikkatini bu etkinliğe yöneltecektir. Öte yandan, anne ya da çocukla ilgilenen diğer bir kişi, çocuk bu öğrenme sürecini yaşarken sürekli endişeli bir yüz ifadesiyle onu izler ve uyarılarda bulunursa veya onu azarlarsa, çocuk dikkatini vermesi gereken etkinlikten ziyade, hayatında kendisi için çok önemli olan kişiyle ilgilenecek ve o durumla bağlantılı olarak ortaya çıkan endişesi giderek yükselecektir. Bu da çocuğun o durumdan kaçınmasına ve bir daha karşılaşmak istememesine neden olacaktır. Bu kaçınma davranışına biz “korku” diyoruz. Korku bir kaçınma davranışı olarak ortaya çıkabileceği gibi, bir şartlanma olarak da ortaya çıkabilir. Bebeklik döneminde yüksek sesten korkmanın normal olduğundan bahsetmiştik. Bu dönemde, bebek tam banyosunu yaparken, dışarda çok büyük bir gürültü meydana geldiğini varsayalım. Bu talihsiz durum, bebeğin bir su veya banyo fobisi geliştirmesine neden olabilir. Kaçınma ve şartlanmanın yanısıra, korkuya neden olan bir diğer faktör de endişelerdir. Endişenin yarattığı korkuya en çok karanlıkta ve uykuya dalarken yalnız kalındığında rastlanır. Çocuk, yaklaşık 3 yaşından itibaren toplumun kurallarıyla annesi ve babası aracılığıyla daha çok tanışmaya başlar. Artık istediğini yapmada eskisi kadar özgür değildir. Bunun sonucunda, çocuk kendini bu sıkıntılı duruma sokan anne ve babasına karşı bir öfke duymaya başlar, ancak bu duygusunu onlara yansıtmaya çekinir. Yine de böyle bir duyguya sahip olduğu için suçluluk hisseder. Ona rahatsızlık veren bu durumla başedebilmek için, anne ve babasını ya da genel olarak toplumu ve kuralları temsil eden birtakım korkutucu figürler bularak, korku ve suçluluk duygularını onlara yansıtır; bunlar bir cadı, hayalet ya da ejderha olabilir. Uykuya dalmadan önce çocuk bilinçle bilinçdışı arasındadır. İçinde biriktirdiği öfkelerin farkına varır, bunları bastıracak gücü kendinde bulmakta zorlanır. O zaman da, aslında bu duyguların yaşanmasına neden olan, ama aynı zamanda da ona destek olan ve güven veren annesini ya da babasını yanında ister. Onlar yanında olduğu zaman onların varlığından ve sevgisinden emin olur ve uykuya dalabilir. Karanlıkta, çocuğun kendini yine kontrolünü kaybetmiş olarak hissettiği bir andır ve endişe vericidir. Bu endişeyle başetmek için de yine bir dış desteğe ihtiyaç duyabilir. Korkunun bir diğer kaynağı da, çocuğun başkalarını korktukları durumlar içinde izlemesidir, yani korkuyu görerek öğrenmesidir. Örneğin, çocuk annesini uçağın içinde bembeyaz olmuş bir yüzle görür ve annenin panik içinde olduğunu anlarsa, o da uçaktan korkmaya başlayabilir. Ayrılma korkusunda, korkunun nedeni genillikle çocuk değil, annedir. Anne, çocuğun kendisinden ayrılıp, örneğin okula başlamasını istemez ve bunu çok dolaylı ve ince mesajlarla çocuğa aktarır. Anne, çocuğa o okula başladığında kendisinin bütün gün onu bekleyeceğini, bunu yaparken onu çok özleyeceğini, birlikte ne kadar güzel zaman geçirdiklerini anlatmaya başladığında ve bunu uzunca bir zaman sürdürdüğünde, çocuk okula başlamayı adeta annesine ihanet etmekle eşanlamlı tutmaya başlar ve okula gitmek istemeyebilir. Bu da okul fobisi veya ayrılma endişesi olarak tanımlanabilir. Sonuç olarak çocukluk döneminde çok çeşitli nedenlerden kaynaklanabilen, çok çeşitli tiplerde korkular olabileceğini gördük. Çocukta korkuyla başederken, korkunun bir yaş döneminin özelliği mi olduğu, korkuya neden olan belli bir olayın olup olmadığı iyice araştırılmalıdır. Anne ve babalar, çocukla kurdukları ilişkiyi gözden geçirmeliler, çocukla birlikte bu konuyu ele almalılardır. Bütün bunlara rağmen çocuğun korkusunda bir azalma olmuyorsa, bu konuyla ilgili profesyonel bir yardım aramakta yarar vardır. Şeniz Pamuk Klinik Psikolog cocuk.dbe@veezy.com Davranış Bilimleri Enstitüsü - Çocuk Birimi
__________________ ' Bu gidiş.. Dönüşü olmayan bir yok oluşun simgesidir..! |
| ||||
| Çocukta Davranış Bozuklukları Gelişim evrelerinin getirdiği doğal zorluklarla yakın çevrenin olumsuz etkileri katıldığında, çocukta bunlara tepki olarak çoğunlukla duygusal düzeyde bozukluklar görülebilir. Bunlar "davranış bozuklukları" olarak adlandırılır. ALT KONULAR Hırsızlık Yalan Altını Islatma Parmak Emme Tırnak Yeme Tikler
__________________ ' Bu gidiş.. Dönüşü olmayan bir yok oluşun simgesidir..! |




PİSİKOLOJİDE ALT KONULARI TEK TEK BURADA BULACAKSINIZ ARKADAŞLAR
roblem Çözme 




Düzenli Mod
