| ||||
| DİLE BENDEN NE DİLERSEN Yaslica bir bayan evindeki koltugunda oturup uzun gecmis hayatini gozden gecirirken birden bir peri karsisina cikiverir ve ona 3 dilekte bulunabilecegini soyler. Peki der yasli kadin "Zengin olmak istiyorum" Peri bir el hareketiyle kadinin koltugunu som altina ceviriverir. "Ikinci olarak ta sanirim guzel ve genc bir prenses olmak istiyorum" der. Birden basinda paha bicilemez bir taci olan dunya guzeli bir prenses oluverir. "Ucuncu ve son olarak olarak ne istersin ?" diye sorar peri. O sirada yasli kopegi agir bir sekilde kafasini kaldiriverir ve zayif bir "hav" sesi cikartir. Prenses cok sevdigi kopegine bakar ve soyle der "Kopegimi yakisikli bir prense donusturebilirmisin?" Tam o anda, simdi guzel bir prenses olan yasli kadinin onunde dunyada hic kimsenin gormedigi kadar yakisikli bir prense donusur kopek. Hic kimsenin hayal bile edemeyecegi kadar yakisiklidir bu prens. Kadin ona buyuk bir hayranlikla bakar ve o anda ona asik oluverir. Prens ona dogru yaklastiginda kadinin heyecandan dizleri titremeye baslar. Prens ona dogru egilir ve dudaklari neredeyse kadinin kulagina degecek sekilde soyle fisildar: - "Eminim simdi, zamaninda beni hadım ettirdigine cok pismansin." |
| ||||
| ÇARE YOK Vaktin birinde bir doktorun yolu bir köye düşmüş... Bakmış köylüler dertli bir şekilde oturmuş düşünüyorlar, merak edip sormuş: "Ne var? Nedir derdiniz?" "Genç bir kadın var... Çok hasta... Ölüyor..." Doktor: "Bir de ben bakayım." demiş. Alıp doktoru genç kadının evine götürmüşler. Doktor hastanın odasına girmiş. Herkesi dışarı çıkarmış. Genç kadını muayene etmiş. Kadının hastalığı basit bir soğukalgınlığı. Ancak ateşi çok yükseldiği için baygın halde kendinde değil... Doktor hemen bir iğne yapmış. O sırada kadının bacakları açılmış. Güzel de bir kadın... Doktor dayanamayıp kadının koynuna girivermiş. Ama o sırada köylüler, pencereden doktoru seyrediyorlarmış. Bir süre sonra doktor kadının odasından çıkmış. "Yarın sabaha iyileşir." diye de köylüleri telkinde bulunmuş. Gerçekten kadın ertesi sabah iyileşmiş. Doktor da birkaç gün sonra köyden ayrılmış. Aradan bir yıl geçmiş doktorun yolu yine aynı köye düşmüş. Bakmış köylüler yine çok dertli. "Ne oldu? Ne var?" "Bizim ağanın karısı çok hasta ölüyor." Doktor hemen "Bir de ben bakayım." demiş. Köylüler umutsuzca başlarını sallamışlar. "Hiç zahmet etme doktor bey, bütün köyün erkeklerine ağa emir verdi. Hepimiz sıra ile senin yöntemlerini uyguladık, ama nafile iyileşmiyor." |
| ||||
| ECZANE Pansiyoncu kadının evinde genç bir erkekle genç bir bayan oturuyordu. Pansiyoncu kadın sabaha karşı genç bayanın odasında bir gürültü duydu. Kalkarak bayanın odasına gitti ve orda delikanlıyı yakaladı. Genç adamın üstünde sadece pijamasının üstü bulunuyordu. "Burada ne işin var?" diye sordu. Delikanlı boynunu bükerek yanıt verdi: "Buraya sadece ilaç getirmek için geldim. Bu bayanın başı ağrıyormuş da..." Pansiyoncu kadın yataktaki bayanı ve ayaktaki delikanlıyı yukarıdan aşağıya süzdükten sonra: "Peki" dedi. "Yalnız sokağa çıkmadan önce eczanenizi kapasanız iyi olur!" |
| ||||
| OTEL MÜŞTERİSİ Temel, seyahate çıkmış. Uzun zaman evinden ayrı kalmış. Bir akşam bir kente gelip küçük bir otele inmiş. Odasına yerleştikten sonra, aşağıya telefon etmiş. Telefonu otelin sahibi açmış. Temel, ne istediğini söylemiş: "Bana bir fahişe bulup gönderin." Bunu söyledikten sonra telefonu kapatmış. Otelin sahibi şaşırmış. Yanında duran karısına dönmüş: "Demin gelen müşteri kadın istiyor..." Otelin sahibinin karısı öfkeden deliye dönmüş: "Terbiyesiz adam, ne zannediyor bizim otelimizi. Hemen git o müşteriye ağzının payını ver..." Otel sahibi, müşteriye ağzının payını verme fikrini pek tutmamış: "Adama ne söyleyeceğim karıcım, bir terbiyesizlik eder, başım derde girer..." Kadın çok sinirliymiş: "Sen gitmezsen, ben gider söylerim..." Ve, hışımla merdivenleri çıkıp Temel'in ağzının payını vermeye gitmiş. Kocası da aşağıda bekliyormuş. Yukardan gürültüler gelmeye başlamış. Onbeş yirmi dakika sonra Temel aşağıya inmiş. Üstü başı yırtılmış, yüzü tırmıklanmış... Otelcinin yanına gidip bir güzel çıkışmış: "Ne biçim kadın göndermişsin be. İstemem diye tutturdu. Becerene kadar anam ağladı." |
| ||||
| Bir rahibe gunah cikartmak icin rahibin yanina gidiyor : * Rahibe benim hayatimda bir erkek var ama fahişe cocugunun teki diyor. * Rahip soruyor neden ona fahişe cocugu diyorsun. * Rahibe, cunku o benim yanagimi oksayip beni opuyor. * Rahip rahibenin yanagini oksuyor ve opuyor sonra soruyo boyle mi? * Evet diyor rahibe * Rahip diyo bu ona fahişe cocugu demeni gerektirmez. * Rahibe : Ama o benim elbiselerimi cikartip vucudumu da oksayip opuyor. * Rahip rahibenin elbiselerini cikartiyor ve bir sure sevisiyorlar sonra rahip yeniden soruyor boyle mi? * Evet diyor rahibe * Rahip diyo bu da ona fahişe cocugu demeni gerektirmez. * Rahibe diyo ama o sonra bir guzel beceriyor beni. * Rahip bunun ustune rahibeyi beceriyo tabii ki ve soruyo boyle mi? * yeniden evet diyor rahibe. * Rahip bu da ona fahişe cocugu demen icin yeterli sebep degil. * Rahibe bu sefer bağırıyor : Ama o aids li imis. * Rahip: "Vay fahişenin cocugu." |
| ||||
| Temel birgün Fransa'ya gitmiş.Orada dolaşırken hayvan satan bir dükkana girmiş.Hayvanlara bakıyormuş.Birden "aptal"diyen bir ses duymuş.birde bakmış yukarıda bir kafes ve içinde bir papağan.Papağan çok hoşuna gitmiş.Dükkan sahibine yeteneklerini sormuş.O da "bu papağan gördüğü insanların karakterini okur ve söyler" demiş.Neyse Temel bu kuşu satın almak istediğini söylemiş.Dükkan sahibide onu satamayacağını,bir dişi kuş olduğunu ve neslini devam ettirmek için kimseye satmadıklarını ve yalnızca yumurtalarını verebileceğini söylemiş.Temel'de kabul etmiş ve 10 tane yumurta almış.Trabzon'a geri dönmüş.Yumurtalar zamanı gelip kırılmaya başlamış.Fakat içlerinden papağan dışında bütün kuşlar çıkmış.Tavuktan ördeğe,hindiden kaza kadar...Tabii Temel sinirlenip, hemen yavruları alıp dükkana gitmiş.Papağan hala orada duruyor.Dükkan sahibine olanları anlatmış.Papağan yine "aptal.aptal" demeye başlamış.Temel de kafesin yanına yaklaşarak "benim aaptal olduğumu sadece sen biliyorsun ama senin fahişe olduğunu bütün Trabzon duydu" demiş. |
| ||||
| Bir bayan TV muhabiri bir çiftçi ile deli dana hastalığının sebebini araştırmak üzere röportaj yapıyor. İyi akşamlar beyim. Biz burada deli dana hastalığının sebebini araştırmak için bulunuyoruz. Hastalığa neyin sebep olduğuna dair bir fikriniz varmı? Çiftçi gözünü muhabire dikip; Öküzün ineği her sene bir kere züktüğünü biliyormusunuz? Muhabir yüzü kızararak; Tamam bayım ama bu olayla deli dana hastalığı arasındaki ilişki nedir? Çiftçi; Bayan bilirmisiniz biz ineği günde dört kere sağarız. Muhabir; Tamam kabul ediyorum. Fakat nereye varmak istiyorsunuz? Çiftçi; Şuraya varmak istiyorum bayan! Düşününki günde dört kere meme uçlarınızla oynuyorum. Fakat sizi yılda sadece bir kere züküyorum. Siz olsanız delirmezmisiniz? |
| ||||
| 2. Dunya Savasi sirasinda Hitler yahudileri toplama kamplarina goturup orada sabun yapiyorlarmis Kampta avrupanin her tarafindan esirler varmis. > >Bizim Temel'i de yanlis bir ihbar uzerine esir kampina goturmusler. Tum esirleri odalara tikistirip tek tek sabun fabrikasina götürüyorlarmis. Nazi subaylari esirleri teker teker gotururken esirler bagiriyorlarmis. -"Durun > >beni birakin, bana aciyin.." ama ne care hepsinden sabun yapiyorlarmis. > >Temel'in odasindaki tum esirleri sirayla götürmusler. > >Sira Temel'e gelmis, iki asker kollarindan tuttuklari gibi suruklemeye baslamislar > > > >-"Haçan etmeyun usaklar, pen Laz'um, yapmayun, etmeyun, aciyun bana, çoluk > >cocugum var daa" diye yalvariyormus ama nafile. Askerler : -"Kes sesini, sen de sabun olacaksin" deyince, Çaresizlik içindeki Temel iyice dellenmis" > >-"Yapin lan. Haçen köpürenin a...... koyaiiim." |










Düzenli Mod
