#1 (permalink)  
Eski 16-08-2007, 18:06
RAPCİİ kullanıcısının avatarı
' Ruhumu $eytana Kiralık Verdim !
 
Giriş: Aug 2007
Yaş: 22
Mesajlar: 15,461
Rep Gücü: 17
RAPCİİ is on a distinguished road
RAPCİİ kullanıcısına MSN aracılığı ile mesaj yolla
Varsayılan İşte Ruyadan Hayata Dair Okunası Yazılar....

Yenilgi-Yenilgim


Yenilgi, yenilgim,
yalnızlığım ve kimsesizliğim,

Binlerce yengiden de bana değerli olan sen!
Dünyadaki tüm parlak başarılardan sensin
yüreğime en yakın olan!

Yenilgi, yenilgim,
başkaldırım ve de benim kendimle tanışmam!

Sadendedir ki, hala ben
ayağı yere basan ve solmuş defneler peşinde koşmayan
bir genç olduğumun bilincindeyim;
Ve sende, yalnızlığımı buldum
Ve de herkesten uzak ve de gururlu olmayı…

Yenilgi, yenilgim,
benim parlak kılıcım ve de kalkanım!

Gözlerinde okudum
Tahtı arayanın kendi kendisinin kuluna dönüştüğünü;
Ve, bir kimsenin derinliklerindeki esasını anlayabilmemiz
için onun gücünü söndürmemizin gerektiğini;
Ve ancak böylesine olgunlaştıktan sonradır ki, bir meyvenin
tadına varılabilindiğini…

Yenilgi, yenilgim,
benim sözünü sakınmaz yol arkadaşım

Şarkımı, bağırışlarımı, sessizliklerimi hep duyacaksın!

Ve senden başka hiç kimse bana söz söyleyemeyecek
kanat çırpınmalarımdan
ve denizlerin kabarmalarından
ve de geceleri yanan dağlardan
Ve sen, tek başına
ruhumun sarp ve kayalık yollarından tırmanacaksın.

Yenilgi, yenilgim,
benim ölmez cesaretim

Sen ve ben fırtınada birlikte güleceğiz;
Ve biz ikimiz,
Derin mezarlar kazacağız içimizde ölmekte olanlara;
Ve tutunacağız, tüm güzümüzle, güneşin karşısında;

Ve de tehlikeli olacağız…
__________________
' Bu gidiş.. Dönüşü olmayan bir yok oluşun simgesidir..!





Alıntı Yaparak Cevapla
  #2 (permalink)  
Eski 16-08-2007, 18:06
RAPCİİ kullanıcısının avatarı
' Ruhumu $eytana Kiralık Verdim !
 
Giriş: Aug 2007
Yaş: 22
Mesajlar: 15,461
Rep Gücü: 17
RAPCİİ is on a distinguished road
RAPCİİ kullanıcısına MSN aracılığı ile mesaj yolla
Varsayılan

“Devrim; yeryüzüne yalın bir bakıştır.”

Gözlerini alabildiğine uzakları görebilmeli baktığında.

Şehrin her bir köşesini ve her köşesinde başka bir hayata dönüşen gölgeleri fark edebilmeli. Sahici olan ne varsa ve içinde yaşamak adına bir giz taşıyan ne varsa fark edebilmelisin. Böylece zaman senin kollarında uzamalı. Bazen akrebi sımsıkı avuçlarında tutmalısın. Kimi zaman da bir yelkovanın sırtında savaşmalısın ara sokakların içinde.

Gözlerin alabildiğine uzakları görebilmeli her baktığında.

Gizli akıtılan gözyaşlarının, yarım kalmış hesabı hırslandırmalı yüreğini. Soğuk bir oda da, eskimiş bir yatağa uzanmış ve kısık yanan bir lambaya saatler boyunca bakan bir adamın incinmişliğine dikkat kesilmelisin. Onurlu bir adamın incinmişliğiyle pusulanmış sokaklarda yürüyüp, ihanetin ayak izlerinde okumalısın hayatın kaypak yüzünü.
Çekip giden bir kadının geride bıraktığı son hicaz hüzünleri özenle toplamalısın odanın içinde. Bir kristal bardağı tutuyormuşçasına özenle toplamalı ve mümkün olduğunca gözlerden uzakta tutmalısın.

Hırçın bir kuzey rüzgârı gibi esmeli bakışların kentin sokaklarında.
Bir kadının saçlarından ateşi çalmalı ve yoksul erkeklerin parmak aralarına salmalısın. Yoksul evlerin ocaklarından kaynayan yalancı tencereleri görmeli ve tahta altını yitirmiş çocuklarla yürümelisin savaş alanına. Vitrinlerden ganimet toplamalı çocuklar ve zengin korkulardan pay kapmalı gecekondu sokaklarına. Zengin düşlerden doldurmalılar kirli avuçlarına. Sen sokakların başını tutmalısın ve aynasızların sirenlerine kulak kabartmalısın.

Gözlerin alabildiğine uzakları görmeli baktığında.

Herkes el ayak çektiğinde sokaklardan yüksekçe bir yere çıkmalı ve Kudüs’ü izlemelisin gece yarılarında. Kayan her bir yıldıza selam durup, taş atan avuçlarını okşamalısın çocukların. Sonra Mekke’den gelen bir rüzgâra yüz sürmelisin. Eski zamanlardan kalma selamlar doluşmalı koynuna.
Taşın altındaki siyah adamın iniltilerine kulak kesilmelisin ve hayat her sabah yeniden yaratıldığında, sen yeniden ayaklarının altında kanayan yaralarını sarmalayıp yürümelisin.

Dik başlı yürüyüşlerin olmalı.
Her aşkı feda edebilecekmiş gibi duran çelik bir kalp taşıyormuş gibi asi, umarsız ve ifadesiz bakışlarla yürümelisin. Fakat hiç kimse bir yaprağa gözyaşı dökebilecek olmanı anlamamalı. Güçlü ve direngen yürüyüşlerin olmalı.

Gözlerin alabildiğine uzakları görmeli her baktığında.

Bir gece kimselere fark ettirmeden kimsesizler mezarlığına gömülen bir genç kızın cesedini görmelisin. Gözleri bağlanmış bir adamın, çığlıklar gelen bir odaya adım atarken irkilmesini görmelisin. İki adımlık bir voltanın ürküten yalnızlığına dikkat kesilmeli bakışların. Tecrit edilmiş hayatların kimselerin duyamadığı iç çekişlerine çevirmelisin bakışlarını.

Acıyı fark etmeli gözlerin.

Bir okulun önünde utanca dönük genç kız adımlarını fark etmeli.
Fabrika önünde üç kuruşluk boyun eğmeleri fark etmeli.
Hayata yalın bir bakış fırlatmalısın.
Ne varsa etrafında, şehri istila etmiş ne varsa.
Bir yaşama şahitlik etmenin yorgunluğuna aldırmadan, yalın bir bakış fırlatmalısın uzak yerlere bile. Senin fark etmediğin hiçbir soğuk ev kalmamalı.
Gözlerin alabildiğine uzakları görmeli.

“Ve devrim; yeryüzüne yalın bir bakıştır…”
__________________
' Bu gidiş.. Dönüşü olmayan bir yok oluşun simgesidir..!





Alıntı Yaparak Cevapla
  #3 (permalink)  
Eski 16-08-2007, 18:07
RAPCİİ kullanıcısının avatarı
' Ruhumu $eytana Kiralık Verdim !
 
Giriş: Aug 2007
Yaş: 22
Mesajlar: 15,461
Rep Gücü: 17
RAPCİİ is on a distinguished road
RAPCİİ kullanıcısına MSN aracılığı ile mesaj yolla
Varsayılan

Gözyaşların Ateşe Düşer

-doğmayan kızıma; Zeynep için-


Yetimlere miras,
her gün bir bahar çalar celladım
gözlerimden...

Şiirlerim öksüz kalır...
ve yüreğim,göz yaşların ateşe
düşer.....
Ateş yanar...
Bir güneş doğar içime ,ve içim
ısınır bir tomurcuk filizlenir...
Ve gözlerim çiçek açar....

...

Bir yanlarım kopar sessizce
yüreğimden,
fırtınalar uçuşur gözlerimde...
Irak beldelerde yüreğimle
büyüttüğüm serçe kuştan ölüm
haberleri gelir,ansızın...
Ansızın ,umutsuzluk çöker dağ
başlarıma ....
Yıldızlar batar gözlerimde....
Öksüz kalan şiirlerim asidir bana
şimdi....
Çaresizlik benliğimi sarsar içten
içe...
Sözcükler düğümlenir boğazımda
kimsenin bilemediği söylemeye
cesaret edemediği.....
Konuşamam..
Gözlerim dolar....
Ağlamak için mekan arar
yüreğim...
Riyasızca...
Bedenimi soğuk terler basar
şimdi,yalancı gülücükler
sıkar artık....
Ve yüreğim,
Göz yaşların ateşe düşer...
Ateş yanar...
Bir güneş doğar içime ,içim ısınır...
Bir tomurcuk filizlenir....
Ve gözlerim çiçek açar...

...

Uçurumdur artık görünmeyen bir
yanlarım ....
Uçurumun dönülmez yolcusu ben
ve...

İliklerimi dondurur bu nefes alış
verişi ...
Sıradan ,aciz ve basit bir şeydir
artık ,hayat...
Ve gözlerim dolar...
Ağlamak için bahane arayan
yüreğim...
Ve gözlerim...
Göz yaşların ateşe düşer...
ve ateş yanar...
Bir tomurcuk filizlenir...
Bir güneş doğar içime ve içim
ısınır...
__________________
' Bu gidiş.. Dönüşü olmayan bir yok oluşun simgesidir..!





Alıntı Yaparak Cevapla
  #4 (permalink)  
Eski 16-08-2007, 18:07
RAPCİİ kullanıcısının avatarı
' Ruhumu $eytana Kiralık Verdim !
 
Giriş: Aug 2007
Yaş: 22
Mesajlar: 15,461
Rep Gücü: 17
RAPCİİ is on a distinguished road
RAPCİİ kullanıcısına MSN aracılığı ile mesaj yolla
Varsayılan

İlk Yazda

Sen bir şarkıyı yorumlarken
Ayaklarım yerden kesilir benim
Yedi kat göklerde dolaşırken,
Başım bir yıldıza çarpar
Akkor kesilir bedenim...

Sen bir şiiri yorumlarken
Bense gök kuşağına binerim
Yüreğim kıpır kıpır bir kuştur artık!
Dağın, vadinin üzerinde
Yağmurla yarış ederim…

Sen bir resmi yorumlarken
Boyalar canıma karışır benim
Figürler egemen zaman ve mekâna
Yer-gök türkü çiçeğidir
Yeşerten sensin güzelim...

Sen sustuğun vakit ilk yaz yok artık
Bereket de biter, sevda da biter
Birden çöküverir kış ve karanlık
Şarkısız, şiirsiz, resimsiz bir dünyaya dökülür
Kanatları kırılan türküler...
__________________
' Bu gidiş.. Dönüşü olmayan bir yok oluşun simgesidir..!





Alıntı Yaparak Cevapla
  #5 (permalink)  
Eski 16-08-2007, 18:07
RAPCİİ kullanıcısının avatarı
' Ruhumu $eytana Kiralık Verdim !
 
Giriş: Aug 2007
Yaş: 22
Mesajlar: 15,461
Rep Gücü: 17
RAPCİİ is on a distinguished road
RAPCİİ kullanıcısına MSN aracılığı ile mesaj yolla
Varsayılan

Kiraz Devşirmeye Gitmiştin Hani


Nerden gelirsen gel, yolu uzatma;
Kavli erteleme, gönlüm kan ağlar.
Her gamzeni sapan yapıp taş atma
Camlar şangır-şungur, canda can ağlar.
Hortuma dönüşür her toz bulutu,
Gölgemin sırtında aşkın tabutu
Vadiyi kucaklar görkemli dağlar,
İntizarım yoktur, inkisarım var.

Nasıl girersen gir, yüreğim senin;
Deri geçir davul, tel takarsan tar.
Çiy düşse üstüne ürperir tenin,
Ay doğarken göle iner kuğular.
Islığıma uladığım ezgiler,
Yüreğime belediğim ezgiler,
Hicranla tanıştım ah u zarım var
İntizarım yoktur, inkisarım var.

Ne dersen de, dinlemeye hazırım
Yüreğim mekiktir, sesini sarar
Bakışında parlar beyaz huzurum
Bir karınca yuvasına yol arar
Bekletme, nazlanma, konuş ne olur,
Sensizlik bir çöldür ölümü solur,
Geç kalan gelişler ne işe yarar
İntizarım yoktur, inkisarım var.

Adınla yaklaşsa bana birisi
Havalar değişir, yer-gök gül kokar.
Bir aşk mağduruyum umut dirisi,
Dilekçem cebimde elimi yakar.
Kiraz devşirmeye gitmiştin hani
Çilek kokuyorsun vakte yabani
Unutma sana bergüzarım var
İntizarım yoktur, inkisarım var.
__________________
' Bu gidiş.. Dönüşü olmayan bir yok oluşun simgesidir..!





Alıntı Yaparak Cevapla
  #6 (permalink)  
Eski 16-08-2007, 18:07
RAPCİİ kullanıcısının avatarı
' Ruhumu $eytana Kiralık Verdim !
 
Giriş: Aug 2007
Yaş: 22
Mesajlar: 15,461
Rep Gücü: 17
RAPCİİ is on a distinguished road
RAPCİİ kullanıcısına MSN aracılığı ile mesaj yolla
Varsayılan

O Dünyasız Bakışın

Ölüm, eylülü seyrediyor.
Yüreğine düşen soğuğun bir damlacık adı var, ayrılık.
Öbür istasyona varmamış kuşların gizlediği haber.
İki kara bulutun bir kara yaz olduğu, fısıltılı bir akşam, o gidiyor, gövdeler tarumar.
Mahzendeki şarkı yukarıya yayılıyor, bulutlar onu kapıyor, dağlar esiyor bu gelişe.
Söylenecek bir şeylerin olmamasına çocuk herkesten çok içerliyor. Bir uçurtma teneffüsü diyor.
Çünkü yıldızlarımız ayrı, yüzümüz yan yana. Kadını, sesini yıkar gibi, seni yollamalıyım, içimi alır yoksa bu dünyasız bakışın diyor.
Çünkü biz seninle kapılar önünde, bir kitapla birleştirdik ellerimizi.
Gömleğimizdeki ak nokta rüyalarımızın kokusunda.
Konuştukça odalarımız eksilir, yorganlarımız sırtlanırdı. Göçebeliğimiz oğullarımıza yakıştırdığımız adresimizdi.
Seni elma ağaçlarının altına ***ürmüştük.
Çimenlerin üzerindeki harf kayboldu güneşin vurduğu kalp durdu.
Sigara külü gibi hafifti gülüşün, o dünyasız bakışın olmasa.

- Ey kara nokta, ne kardeşler yitirdim sende!
Bahar gibi ekledik seni
Parkımızdın.
Sende buluşacaktık
Tırmanışımız ve dansımız buraya kadardı.
Sakallarımız ve anımız buraya kadar.
Bir uyanış molasıydı bu.
Oğullarımız ve kızlarımızdaki ergenlik
Sahici gülümüz buradaydı.
Oysa seni yurt edindik, seninle kaldık, ölüm gibi bir şakayla.


Bizim Şeyhimizin Kalbi Yağmurdu


Ağlamaya gelmiştik.
Koynumuza sarkan bu sıkıntının adını koymaya gelmiştik.
Gecemize dokunan beyaz rüzgârı nasıl da unutmuştuk.
Siyah pelerinli ay ışığı söylemişti; yolculuk çocukluğa doğru derin akıştır!
Duyguların beşiğini sallayan kervan.
Gözlerimizi bağlayarak aradığınız her şeyi, öyle içten yakalarsınız ki; işte o masksız duruşunuzdur.
Suların ve insanların yüzüne eğilmektir.
Oysa gözlerimizi bağlayacak şeyhimiz gecikmişti.
Tene ve paraya gecikmiş şeyhlerimizin pabuçlarındaki yara izlerinin sorusu yoktu.
Bıçağın değdiği göğüs lal olmuştu.
Dil düğüm.
Kasabamızın çocukları kaybolmuştu, komşularımız hüzün bahçelerindeydi.
Yağmur içimize yağıyordu, yağmurun yumuşattığı sokaklara külümüz düşüyordu.
Bizim külümüzden büyülü şarkılarımız olmuyordu.
Bir derviş bunu yazmıyordu.
Yazılan yazılar dünyanın ıslattığı kâğıtlardaydı.
Kâğıtlar ağlatmıyordu bizi.
Korların çizdiği resimlerden ayrılıyordu gurbetimiz.
Yıldızların gülümsediği evlerimizin perdelerini nasıl da unutmuştuk.
Dışarıda mektuplarımızdan bir cümle okunuyordu.
Bölüştüğümüz buğdayların esrarındadır tadımız.
Anladığımız isimdedir.
Sabahın esintisindedir vuslat.
Yakınlığımızdaki kudretli şiir, cebimizdeki işaret, alnımızdaki yol yol sevgi.
Taranmamış saçlarımızdaki İstanbul.
Siz yer gösterdiniz bize sardunyalarınızın başı için.
Odalarımıza iyi zamanlar serptiğiniz bir akşamdı.
Biz küllerimizle savrulmaya.
Kasaba ağzıyla tütün içmeye, kalbimizle ağlamaya gelmiştik, bir gecelik duaya.



Sen Resimlerin Yüzüsün

Meleklerin şarkılar söylediği sokaklardan geliyorsun.
Sen haz yurdunun soylu üyesi, dilinin altına yapışan sıcaklığı bırakıyorsun bana.
Kuğuların yatıştırdığı aşkların iklimini soruyorsun.
Bir dağlı sesisin sen, yakanda yağmur gülleri.
Ve oradan geçiyor buğulanan kutup yıldızı; sen yıldızlar gibi erkensin.
Sofanda uçuşan kuşların gittiği yere kadar gidiyorsun.
Sen mevsimler seçmiyorsun, mevsimler ağırlıyor saçlarını.
Senden ayrılınca sana geliniyor; usulca geçiyorsun dünyadan gölgeni bırakarak.
Zakkumların diliyle seviyorsun, leylakların esintisiyle, sen bakınca; nehirler yorgun, çocuklar pırıltılı, türküler esmer,
Ve elem yurdunun kahırlı yolcularını susatan suya bakıyorsun; sırtında o ağır aşk mührünü taşıyarak.
Kalbini dinlendirdiğin aynada seviyorsun onları.
Simsiyah örtüleriyle yurduna sokulmak istiyorlar, ellerin küskün sesin.
Sen çınlayan bir rüyasın onlara, onlar turuncu bir karanlıktır sana.
Ve onların gökyüzüne adadıkları duaların penceresi sensin.
Meleklerin şarkılar söylediği sokaklardan geliyorsun.
Yolunu değiştirmiyor, kırılgan endeks, mütevazı repo, alçakgönüllü riba.
Ve sırıtan silahsız fotoğraf, silahlı medya, bunun için öpüyorum seni.
__________________
' Bu gidiş.. Dönüşü olmayan bir yok oluşun simgesidir..!





Alıntı Yaparak Cevapla
  #7 (permalink)  
Eski 16-08-2007, 18:08
RAPCİİ kullanıcısının avatarı
' Ruhumu $eytana Kiralık Verdim !
 
Giriş: Aug 2007
Yaş: 22
Mesajlar: 15,461
Rep Gücü: 17
RAPCİİ is on a distinguished road
RAPCİİ kullanıcısına MSN aracılığı ile mesaj yolla
Varsayılan

Senden Kalan

Uzun bir yol
İnsanları ikiye bölen
Bir kadın avuçlarında hüzün yağmurları
Delice bir rüzgar eser
Meydanlarda eskimiş şarkılara
Ve hasreti insanlara

Solar bütün çiçekler
Dağlarda saksılarda…
Hasreti çekilen dalgalara
Kaptırır her gün martılar
Yalnızlığın ağıtlarına

Yitirilmiş zamanlara
Hasret türküler yazılmış
Bir kadının ******na ağıtları
Zehir olmuş topraklara

Zindan duvarları
Sırdaş olmuş gecelere
Sevdasız varılmaz duraklara
Uykusuz aç sefil…
Kara kara yazılar düşülmüş topraklara
Çiçek açmış verilmiş badem ağaçlar

Yollar ayrılıyor yine
Geçmiş ve gelecek için
Ne sevaplar yazılıyor ne günahlar
Heceler dolduruyor tabloları
ve geceler saklıyor yalnızlıkları
__________________
' Bu gidiş.. Dönüşü olmayan bir yok oluşun simgesidir..!





Alıntı Yaparak Cevapla
  #8 (permalink)  
Eski 16-08-2007, 18:08
RAPCİİ kullanıcısının avatarı
' Ruhumu $eytana Kiralık Verdim !
 
Giriş: Aug 2007
Yaş: 22
Mesajlar: 15,461
Rep Gücü: 17
RAPCİİ is on a distinguished road
RAPCİİ kullanıcısına MSN aracılığı ile mesaj yolla
Varsayılan

Uzak

İçimde, bütün şehirleri cıva gibi yer değiştiren bulanık bir atlas var. Sınırları belli değil, yolları karmakarışık. Nereye gitsem gidilecek başka bir yer çağırıp duruyor beni; nereye varsam, "varacağım yer burası değildi" diyorum, kırık bir hevesle. Şu tabelasız yurdumu her arayışımda, daha öncekilerden hiçbir farkı olmayan, ezberlenmiş bir şehrin maydanında buluyorum kendimi. Güneşin altında, alımdaki tomur tomur terle beraber, varmak istediğim yer de buharlaşıp kayboluyor. Ve ben orada, zamanın, saatin, pusuların silikleştiği o bütün yönleri yutan meydanda, cerahatiyle dertleşen bir hastanın alınganlığıyla, aynı cümleleri kaçıncı kez yineleyip duruyorum: "Beni çekip ***ürdüğün hiçbir yer sana ait değil! Uzak senin yerin neresi?"

Senin yerini aradığım sayısız mevsim boyunca her nereye uğradıysam, hepsi de sağlam bir çengele tutuşturulmuşcasına hala sarkıp duruyorlar hafızamdan. İçlerinde en berrak olanı, yamaçlara uzanmış bir çocuğa ait: Az ileride uzanan ölgün yeşertinin ve arkamdaki kayalık dağın üzerinde bulutsuz, kocaman bir gökyüzü öylece gerili duruyordu. Sanki bütün tabiat, saydam bir ayanda kendi dinlenişini seyrediyordu da, bir böcek kımıldasa perçemi bozulacaktı göllerin. Sonra arkasında uzuni beyaz bir kuyruk bırakan bir tayyare, yine hiç kimsenin sessizliğine dokunmadan yarıp gitti gökyüzünü. Ardında, beni zamanın ormanında gölgesiz bırakan cevabı ağır bir soru bırakarak; "Nereden nereye?" Sonraları gittiğim hiçbir yer, o sorunun merakını silip süpüremedi benden...

Oysa ben, insanın çadır kurduğu her yerden, sabırsız bir su gibi akıp geçtim. Ve geçtiğim her yerde, sayısız insanın seni aramaktan yorgun düştüğünü, hepsinin, aradığını bulamamış bir definecinin içini oyan merağa benzer bir merakla cebelleşip durduklarını gördüm. Kıraathane önlerinde oturan yaşlı kasabalıların, yeşil bir sögüt dalıyla yüzlerinden sinekleri kovarken, öteye bakan gözlerinin içinde sen vardın. Daha kınası silinmemiş taze gelinlerin, bir akşamüzeri perdeleri çekerken içlerinde ağırlaşıp duran sendin. Rüzgarın savurduğu kaldırım tozaklarında, minareleri ev bellemiş leyleklerin yuvalarında, bir ******n, "anne canım çok sıkılıyor" deyişinde, hep senin iman saklıydı. Sanki herkes, uzak bir yer varmış da oraya gidememiş, bu yüzden hayatlarının içini doldurmak için bahaneler uydurmuşlardı. Bunca insanın gitmek isteyip de gidemediği o yer neresi olaydı ki?

Sen ne vardığım ilk şehrin ne de sonraki şehirlerin ağdalı sokaklarında da yoktun. Öylesine yoktun ki, onca insan, kendilerine işmar eden şenlikli hayata, başka bir zamanda yaşayan bambaşka canlıların garip gürültüsü olarak bakıyorlardı. Aslında şenliktekiler de geçici bir müsekkine ihtiyaç duymuş, seni bulamamanın yenilgisini unutmak için kendilerini günlerin en ince ipliğinden asıvermişleridi. O ipilik koptuğunda hepside bir bir kendi içine düşüyor, orada senin bıraktığın boşlukta kaybolup gidiyorlardı. İnsanlar boşuna alanlara doluşuyor, boşuna birbirlerine bakıyor, boşuna birbirlerinin hayatında senin izini sürüyorlardı. Sen hiç kimsede hiçbir iz bırakmayacak kadar ustasın...
Uzak senin yerin neresi?
Gökyüzünün mavi atlasında, bir yaz günü merağa boğarak geçip giden uçağın ardındaki beyaz dumana nasıl da benziyor sana varılan yol. Küçük bir rüzgar bile yetiyor izlerinin silinmesine. Kim bilir, seni bulmak için şu eski kıtamızın kaç yıkıntısını dolaştı şair Kavafis. Demek ki boşa sarf etmişiz bütün enerjimizi, onca merak boşuna. Uzak olan her neresiyse, burada durduğumuz yerdeymiş onun asıl otağı:


"Dedin, bir başka ülkeye bir başka denize gideceğim.
Bundan daha iyi bir başka kent bulunur elnet....."

"Bir gemi yok, bir yol yok sana
Değilmi ki hayatına kıydın burada, bu küçük köşede
Ona kıydın demektir bütün dünyada."
__________________
' Bu gidiş.. Dönüşü olmayan bir yok oluşun simgesidir..!





Alıntı Yaparak Cevapla
  #9 (permalink)  
Eski 16-08-2007, 18:08
RAPCİİ kullanıcısının avatarı
' Ruhumu $eytana Kiralık Verdim !
 
Giriş: Aug 2007
Yaş: 22
Mesajlar: 15,461
Rep Gücü: 17
RAPCİİ is on a distinguished road
RAPCİİ kullanıcısına MSN aracılığı ile mesaj yolla
Varsayılan

Yarı Ölünün Düşleri



Sessizlik kadar serindi...
Karanlıklar kadar kuytuydu...
Ve bir cehennemdi gözlerin...

Sevgili aglaya;

Beynimin çuvalında geçiriyorum günlerimi... Tuhafım son günlerde... Alınganım...
Bir karıncanın sümüğü akmış... Benim moralim bozulmuş… İşte böyle... İşte böyleyim...

Sokaktayım... Köpek kokan kentlerde tüketiyorum boğazıma düğümlenen kelimelerimi... Seni düşünüyorum... Sahi ne gezersin sen bir akrep yalnızlığında ve ürküntüsünde kendinin cellâdı olmuş bir adamın düşlerinde...

Sokaktayım... Sanırım bir kadın düşlüyorum yine... Mutluyken cinnetin kıyısında...

Sen hiç yok yere sert ve katı adamlardan dayak yedin mi? Sana benzeyen bir kadına yaklaşıp saçlarına dokunmuştum... Üstelik niçin dokunduğumu bilmeden... Kadın
bağırmıştı... Daha ne olduğunu anlamadan bir yığın ahlak kahramanı üstüme çullanmıştı…
Bunlar ne çılgınca şeyler aglaya...

Bilmem hangi evrendir ceplerime dolan... Bu gün de böyle... Tükenen belleğimle
yarım kalan gölgenle konuşuyorum... Tükenen belleğimle gölgenle savaşıyorum... İskender olmalı dediğimde kendime tüm dipsizliğiyle hiçliği yaşıyorum yeniden... Doğru ya... Gölgene zafer ya da hiç demenin sefilliğidir ceplerime dolan...

İblisle oynaşan bir günahkârdım... Cehennemim de sendin... Evrenler ufalanıyor
topuklarında gizlenen şehirlerde... ufalanıyor hiçliğin gölgesinde gezinen akrepler
ve çölünde dilenen şairler... Ozanlar...

aglaya,

Mum ışığı sözcüklerim aydınlatamayacak hiç bir şeyi... Ben bu engin kıvranışta
Gözleriniz ve derin uykumun köşeciklerinde süzülen elleriniz ve saçlarınız olmadan
ne yaparım bilmem... Bu yüzden yüreğimin ve beynimin bildiğini kelimelerim unutmuş
olacak...

Biliyorum... Bu kent yine köpek kokacak... ve gecenin ıssızlığına bir de aglayanın
sessizliği eklenince daha da tuhaflaşacağım...

Sus aglaya
Hiç bir şey söyleme...
sanırım şairler çıldırmış olacak....

Evet... Yine yazacağım...

Hiç bir şeyiniz.
__________________
' Bu gidiş.. Dönüşü olmayan bir yok oluşun simgesidir..!





Alıntı Yaparak Cevapla
  #10 (permalink)  
Eski 16-08-2007, 18:08
RAPCİİ kullanıcısının avatarı
' Ruhumu $eytana Kiralık Verdim !
 
Giriş: Aug 2007
Yaş: 22
Mesajlar: 15,461
Rep Gücü: 17
RAPCİİ is on a distinguished road
RAPCİİ kullanıcısına MSN aracılığı ile mesaj yolla
Varsayılan

Ateş İbrahim'e Güldür!

Samimiyetim itibarımdır”
Malcolm X

Yaşadığımız, dayatmanın soykırımıdır. Referanslarımız ise acılarımız. Oysa düşler özgürlüğümüzdü, lekelediler. Hayat ham demire yürüyen pas gibidir şimdi. Binalar ölümün mezar taşları, şehirse kocaman bir boşluktur. Geceler yoksulluk, gündüze düşen hayhuydur. Kalbi ısıtacak söz kalmamıştır artık. Albenisi olmayan kuyudur dünya.

Cahilliktir bilmek şimdi. Zayi ilanlarındadır hayatımız. Her gün insanlık ölür bu çöplükte. Şarkılarımızın ibresi hep isyanı gösterir. Dostluk hainliğin sularında yıkanmaktadır. Her yol yoldur insana, “yol” yitip gidince. Çocuklarımız buldozerlerle gömülmektedir firavun arenalarına. Acı en ince yerimizden yaralar bizi. Ve susmaktadır medeniyet deccalleri. Cilalı kuramcılar miadı bitmiş manifestolar sayıklıyor elma şekeri tadında. Yüreğimiz gecenin ağıtlarıyla bitkin ve günah yüklüdür şehir.
Haydi kardeşlerim tetik durmalı, dağ başında yalçın bir kaya gibi görkemli. Kimse bilmese de biz bilelim, sarının hindistan cevizindeki sonbaharını; mevsimlerin kokusunu, ocaktan yeni çıkmış ekmeğin buğusunu. Varsın bilmesinler tomurcuklanan sevdamızın kaç kızılırmak ettiğini.
Onura yakıt olduğumuzu, hiç bir şeye özgürlüğümüzü satmayacağımızı. Ve sevabını, düşünceyi avuçlayıp günyüzüne çıkarmanın.

Biz biliriz, korku karanlığın dişleridir. Oysa kulak kesildiğimizde delişmen ırmakların dingin sözlerine, İbrahim serinliği düşer içimize. Yüreğini al yanına şeksiz ve şüphesiz.

Yok olmak batılın hakkıdır. Geceyi, yıldızı, güneşi, toprağı ve şafak vaktini biz biliriz. Çünkü her kuyu Yusuf’un özgürlüğe yükseldiği yerdir. Çünkü İbrahim’e güldür ateş.
__________________
' Bu gidiş.. Dönüşü olmayan bir yok oluşun simgesidir..!





Alıntı Yaparak Cevapla
Yanıtla

Bookmarks

« - | aşk üçgeni »
Konu Araçları
Görünüm Modları

Gönderme Kuralları
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
SimgelerAçık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık
Hızlı Geçiş